Loading...

Kar Konferansı, Özdeki Güç

SUNUMU SİZİ YANILTMASIN
Kar Konferansı bir tiyatro oyunu değil. Özdeki Güç temalı bir konferanstır.
2016 da prömiyerini gerçekleştirmiş ve farklı mekânlarda ve izleyicisine göre özel konseptler ile
sahne almış olan etkinliğimiz,
kendi kahramanlık hikâyesini yazarak, varoluşunu duyurmak isteyen herkes için...
KAR Teatral İnteraktif Konferansı ’ÖZDEKİ GÜÇ’’...
Birbirinden farklı, çılgın, eğlenceli ve sempatik katılımcılar, sunumlarını interaktif ve müzikli
bölümleri sayesinde seyircinin kendisine ve hayatına farklı açılardan bakmasını sağlar.
Sesim kim için değerli diye sorgulattıran,
Dünya’nın En Ünlü Ses Hocası LÂL HANIM
Bir eleştiri dünyayı değiştirebilir mi diye düşündüren,
Dünya’nın En Hatırı Sayılır Sanat Eleştirmeni TANZİM BEY
Ve
bir masal kahramanı olup olmadığımızı soran, hocaların hocası ATIFET HANIM,
herkesin ve her şeyin birbiriyle bağlı ve seçimlerimizin tercih meselesi olduğunu anlatan ‘Özdeki
Güç’ temalı İnteraktif KAR konferansında sizlerle tanışmak için sabırsızlanıyor.

Yazan / Yöneten: Dilruba Saatçi
Süpervizör: Vecihi Ofluoğlu
Lal Hanım: Atilla Gündoğdu
Atifet Hanım: Dilruba Saatçi
Tanzim Bey: Barış Yılmaz

 

Konferans ve seminer hayranı olan yazar ve yönetmen Dilruba Saatçi, seçtiği 'Özdeki Güç' temasını izleyicisinin 'izleyici' konumundan 'aktör' konumuna taşımak amaçlı, Kar Konferansını yapılandırmıştır.
Oynamaktan ziyade yaşamak üzerine yaratılmış Lal Hanım, Tanzim Bey ve Atıfet Hanım karakterleri, Commedia dell'arte mask tekniği ile hayat bulmuş, izleyicisinin aynası olmaktadırlar.
''Bizler sahnede sunduklarımızdan, sizler ise verdiğiniz reaksiyonlardan sorumlusunuz'' diyen yönetmen, yazar Dilruba Saatçi ve ekibi 'öz' gücün sorumluluk almakta olduğunu kanıtlamayı hedeflemiştir.

ÇÜNKÜ...

Adında ''Konferans'' kelimesi geçse de, bildiğiniz konferanslardan ''çok farklı bir deneyim'' vadediyor. Misafirleri tarafından ''tanımlanamaması'' işte tam da bu yüzden.

İnteraktif bir platform da, soru-cevap şeklinde misafirlerini iç seslerini dinlemeye davet ediyor.

Hayatın bize iliştirdiği, çoktan kabul ettiğimiz maskelere atıfta bulunup, söyleyeceklerini maskeler ardında, teatral bir dile vurguluyor.

Çocukları, çocukluğumuzu başköşeye oturtuyor. Bir yandan doğru ebeveyn olmanın nasıl bir şey olduğu konusunda empati kurulmasını sağlayıp, diğer yandan da çocukken bize anlatılan, öncesinde hiç sorgulamadığımız masalların tüm hayatımızı nasıl yönettiğini gösteriyor Kar Konferansı.

''Başka türlü bir şey'' diyenler, uykudan uyanmak isteyenler, gerçekliği sorgulayanlar, yeni bir ''Ben’in peşine düşenler, kurumsal hayatta ya da okulda hep aynı kısır döngü içinde olanlar, hiç aklında yokken kendisini sahnede bulanlar... Kar Konferans’ında!

İZLEYİCİ YORUMLARI - YAZILI

Doç. Nihan Atalay
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı
Kar Konferansı, sanatçıların izleyiciyle diyalog kurduğu interaktif bir gösteri olarak tanımlayabileceğim, eğlendirirken düşündüren ve son zamanlarda katıldığım en başarılı projelerden biri olarak görüyorum. Daha büyük kitlere ulaşmasını diliyor ve içtenlikle destekliyorum.

Dr. Deniz ÖNER
Uzun zamandır “ben kimim” sorusuna cevap arayan biri olarak “Özdeki Güç” KAR Konferansı’ 16 ya büyük bir merakla gittim.
Bugüne kadar katıldığım en interaktif teatral konferans/oyun, aslında hayatın gerçeğiydi karşılaştığım.
Uzun zamandır belki ilk defa sanki “tüm gösteri benim için sahneleniyor” hissi içindeydim.
Özetle; Bu konferans, oyun, teatral gösteri, interaktif tiyatro... Adı ne olursa olsun. Zihnimizle, ruhumuzla, bedenimizle tam bir bütünlük içinde yaşayabilmek için; bilinçaltı kodlarımızı, çekirdek, kök inançlarımızı fark etmemizi, sorgulamamızı sağlayarak işimize yaramayanları değiştirme ve çocukların bu şekilde yanlış kodlanmaya devam etmesini önlemek için harekete geçmemiz konusunda büyük itici güç verdi.
Bizi Özümüzdeki Güç ile buluşturan emeği geçen herkese sevgi ve saygılarımla.

Tahsin Temel Kılıçarslan Kar Konferansında harika bir gece geçirdik.
Kar konferansı, edebi bir klasik eserin sanatın bir başka ifade alanından sorgulanarak sanatsal "imha edilmesini" interaktif başarıyla gerçekleştirmiştir. Oyunu dayandığı edebi eserin içindeki düşten çıkarıp realitenin huzursuzluk tünelinde sorgulamaya sokmuştur. Oyunu salt seyirlik bir gösteri olmaktan çıkararak izleyiciyi kar tanesinin biricik yolculuğuna davet eden konferans: şaheser bir eserin kodlanmış okuma biçimlerini sorgularken, yine zihinlere verilmiş hayal gücünün içindeki umudun aslında estetize edilmiş çarpıklığı barındırabileceğini tartışmaya açarak, bilincin sorumluluğuna uyarı yapıyordu. Sanatın politize olmadan estetik biçemiyle bunu başarmış olması Kar Konferansının takdir edilesi başarısıdır.

 

Şahsım ve kızım adına teşekkürler çokça...
Kar Konferansı ekibini yürekten alkışlıyorum.
Yeni etkinliklerde buluşmak dileğiyle, üstün başarılar diliyorum. "Teşekkür ederim. Siz kendinizi ifade ederken, yer yer kendimi buldum.
Güçlü bir ekibiniz var. Bilinç ışıtır. İnanç ışıltı saçar. Kar ekibindeki ışıltı bilinçli. Sesinizdeki güç yüreğinizden geliyor, bunu hissettik. Filozofun, sanatçının ve ozanın yüreğinden çıkan ses yalnız bir çığlıktır. Duyulmak, ulaşmak ve buluşmak ister. Sesin kudreti çığlığın tizliğinde değil, ihtiyaç olduğu anda yüreğe dokunan, arayış bilincine ışık veren bilgeliğin erdemindedir. "Erdem yoksa ortada, acı çekmektir bilgelik." diyen Sofhokles'in sesini hala duyuyorsak, dörtnala giden Rozinante'nin sağrısını baldırında hisseden Che'yi kalbimizin kutusunda saklıyorsak, hayat yolumuzu çizen o özgür ruhsal gücün damarlarımızda buyruksuz buyrultusuz akışına teslim olduğumuzdandır. Özgür akışın sessiz iç yolculuğu filozofun sözünde, ozanın dizesinde, sanatçının yaratıcılığında dışlaşır. Sadece aklın değil, vicdanın ve erdemin sesi olan toplum öncülerine her alanda büyük görevler düşüyor. İçinden geçtiğimiz dönemde bir savaşçıdan aradığımız en yalın özellik erdem olmalı. Savaşçının erdemli duruşu onun kılıcına hedeflerini de işaret edecektir. (Bu arada, anlaşılacağı üzere, ben nicedir "politik duruş" yerine "erdemli duruş" demeyi seçiyorum. Erdem politik duruşun omurgasına da işaret ediyor zira.)
Kavram, biçem ve zarafet olarak "estetik" sanatın doğasından çekilip alındığında ortada sanat adına bir şey kalmaz. Estetiğin inandığınız gücünü sahnelediğiniz Kar Konferansında bize Kar ekibinin güçlü performansıyla duyumsattınız. Kar ekibi, "daha nice 'babalar, Sinderellalar, prensler ve periler' ile çarpışmayı" göze almışsa, bize de, 'Realitenin huzursuzluk tünelinden' çıkışa "varım" demek düşer. "Birlikte, hakikatin peşine düşmenin keyfini" kaçırmamak düşer. Eksik olmayın.. Sağ olun, hep var olun."

C Sinem Alver Sarıçiçek Hepinize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum tekrar.
O gece, bambaşka bir gece yaşattınız bizlere Dilruba Hanım. Tatlı Lâl Hanım, yayından fırlamış bir ok Mr. Purple, her sözünü merakla beklediğim ve çoğu kez sahneye inip boynuna sarılayım istediğim Atıfet Hanım.
Atilla 
Bey'in vesilesiyle bu güzel sunumda hep birlikte olduk.
Sizlerin üçünüzün, kaderinizde böyle bir araya gelmiş olmanız, ilahi bir gücün sizlerin omuzlarına yüklediği anlamlı ve didaktik bir misyon. Bir şekilde bir araya gelmiş ve olağanüstü önemli bir şeyler için seçilmişsiniz. Buna inandım.
Bu çalışmanız dilerim ki güncellenerek hep sürsün. Şu an , tüm ülkemizin Kar Konferansı'nda söylenenleri öğrenmesi, görmesi şart. Ben kendi adıma, bilinirliğinin artması için elimden geleni yapacağım.
Tüm ekibi en derin saygılarımla selamlıyorum.


Murad Mete Çocuk yaşta Zihinlerin nasıl kodlandığını harika örnekler ile gösteren... farkındalık dolu harika bir sunum ve içerik... Sanatsal kısmını tarif etmeye benim bilgim yetmez. Mutlaka geniş kitlelere ulaşması gereken bir çalışma. Emeği geçen herkese Teşekkürler.


Cemal Saygılı Sinderella masalından yola çıkarak verdiğiniz mesajlar muhteşemdi... Kendi adıma konuşacak olursam bakış açım değişti. .Hiç bu yönüyle düşünmemiştim... Eğlenmenin yanı sıra çok şeyler öğrenerek ayrıldığımı söyleyebilirim... Çok keyifliydi. Sizin oyunculuğunuzu yorumlayacak kapasitem yok, lakin yine de muhteşem diniz demekten de kendimi alamayacağım... Çok çookkk beğendim arkadaşlarıma dostlarıma şiddetle tavsiye ediyorum mutlaka izlenmeli. Az kaldı unutuyordum bir koskocaman alkışta Mr..Purple ve Lal Hanıma iyi ki varsınız. Selamlar


Neşe Binark - MİMESİS
Kendine gözlerini kapatanlar, ne özünün ne de özündeki gücün farkında olanlar, kaosuna kurtarıcı bekleyenler, sözüm size; ruhunuzun projektörlerini “Kar Tiyatral İnteraktif Konferansı“na çevirin.
Vecihi Ofluoğlu süpervizörlüğünde, Dilruba Saatçi’nin yazıp yönettiği, Bülent Develi ve Atilla Gündoğdu ile oynadıkları “Kar Tiyatral İnteraktif Konferansı, 2016” izlerken içinizde, derinlerde bir yerde uyanmakta olan bir gücü hissediyorsunuz.

 

PSİKOLOK GÖZÜYLE
KAR Konferansı | ‘Özdeki Güç’ | PSİKOLOG GÖZÜYLE |

Ses Lütfen… 
İnsanların, düşünce ve duygularını saldırgan olmadan ya da zaman zaman pasif agresif dediğimiz, laf sokma iğneleme biçiminde olmaksızın birbirine ifade edebilmeleri çok önemli bir davranış biçimidir. Buna Güvenli Davranış biçimi denebilir. Biz psikologlar buna Atılganca davranış da demekteyiz. Ancak biz biat kültürü çocukları olduğumuz için genellikle sesimizi çıkarmadan ya da çıkarıyorsak bunu saldırganca yapmayı öğrenmişizdir. İnsanların Atılganca davranışları bile toplumumuzda saldırganca algılanır. Sıra beklerken önümüze geçene ya ses çıkarmayız ya da küfür ederiz. Nazik bir şekilde, sıranın doğru yerini göstermeyi çok azımız gerçekleştirebilir. İşte bunun gibi bir çok örnekte olduğu gibi ya ses çıkarmayı bilmeyiz ya da yanlış şekilde çıkarırız.

Bu durumun insanlar üzerindeki etkisi kısaca kızgınlık duygusu etrafında dönen ya kendini yıkıcı davranışa; kendini aşağılama, beğenmeme ve en nihayetinde öz güven kaybıdır. Ya da devamlı başkalarına kızarak yaşadığımızda da sonunda ilişkilerimiz bozulup zedelendiğinden yalnızlık ve mutsuzluktur. Bu nedenle uygun dille kendini ifade edebilme gerçekten çok önemli bir beceridir. Ve bu bir iletişim becerisi değil daha çok kişilik becerisidir. Şimdi bir düşünün. Ses çıkaramadığınız kişi ve konuları düşünüp kendinize bir iyilik yapıp, olaylar çok geçmişte kalmış da olsa o konuları konuşun. İnsanın içinden atamadığı, içinde yer eden konular, toksin madde gibidir sonunda zehirler. Ya ruhsal olarak ya bedensel olarak. Uygun bir dille hayır deyin, derdinizi anlatın ya da memnun olmadığınız şeylerden “aman tatsızlık çıkmasın” diye kaçmayın. Yoksa sizin yaşamınız tatsızlaşır. Benden söylemesi.
Sevgiyle ve Sesli kalın
Psk.Nilhan Eser


Özden haberler…
İnsanın kendi olması, özünü keşfetmesi… Özdeki güç….Bir psikoloğun en zor cevap verebileceği soru öz ile ilgili sorulardır. Çünkü insanı oluşturan o kadar çok etken var ki. Genetik yolla gelen fiziksel özellikleri ya da düşünmesinin çekirdeği olan sağ ya da sol yarı-lobu kullanması. Cinsiyeti, zeka çeşitleri, doğduktan sonra nasıl bir aileye doğduğu, ailenin yetiştirme biçimi, 5000 farklı kişilik özelliğinin kaçının olduğu ve diziliş biçimi, aldığı eğitim, çevresi, ülkesi, deneyimleri, bunlardan çıkardığı sonuçlarla edindiği inanç ve değerleri. Hatta bulunduğu coğrafi bölge bile insanın kişiliğini

 

etkileyen etmenler. Ve bunların içinde öz denilen nedir bir psikolog olarak ben bilemem.
Ben yaşamda cesareti bilirim… Mandela’nın dediği gibi, “Cesaret, korkmamak değil, korkmana rağmen yapmaktır.” Cesaretle yeni şeyler deneyen insanların ruhsal zenginleşmesini ve kendini daha iyi tanımasını, kendi potansiyellerini daha iyi ortaya çıkartmalarını bilirim.
Ben yaratıcılığı ve çok çalışmayı bilirim… Yaratıcı düşüncelerle yeni yollar deneyerek kendindeki gizli güçleri ortaya çıkarmayı bilirim. Mesela 45 yaşında şarkıcı olan Marianne Faithful gibi… Puşkin’in her gün düzenli 30 sayfa yazı yazarak dilini geliştirdiği gibi… Hücrenin genetik yazılımını değiştirmeyi gerçekleştiren iki Türk genetik mühendisi gibi…
Bir de bize aktarılmış binlerce yıllık bazı doğru ve erdemli düşünceleri bilirim… Erdemsiz düşüncenin ve eylemlerin yıkıcılığını tarihte okuyarak ve yaşayarak gördüğüm için.
Yani öz, cesaretle yaratıcılıkla çalışmakla ve erdemle harmanlanmış, açığa çıkan potansiyellerimizdir belki de…
Sevgiyle ve Cesaretle kalın…
Psk.Nilhan Eser

MASALLAR
BİRİ ÇIKIP, ÇOCUKLARINIZA YILLARDAN BERİ VERDİĞİNİZ VİTAMİNLERLE ASLINDA ONLARI ZEHİRLEDİĞİNİZİ SÖYLERSE, NE YAPARDINIZ?


Hepimiz biliriz; çocuklar masalları severler. Bizden de kendilerine masal anlatalım, masal okuyalım, masal kitabı alalım isterler. Biz de onlara anlatır, okur ve alırız tabi. Fakat hangi masalları?
Masallarda olsun, romanlarda olsun; ben hep verilen mesaja bakarım. Şu masalla ve şu romanla çocuğuna verilmekte olan mesaj nedir diye… Acaba bu mesaj çocuğa nasıl veriliyor? Çocuk bu mesajı nasıl algılıyor? Ondan nasıl etkileniyor?

KÜLKEDİSİ YA DA SİNDRELLA: Özellikle kız çocukları, ne çok severler bu masalı! Nasıl sevmesinler ki? Ne bir çaba göstermeleri gerek, ne bir emek? Ne bir zeka pırıltısı, ne bir yetenek… Bir peri çıkıp gelecek; onarı güzel giysiler, takılarla süsleyip bezeyecek. Beyaz atların çektiği bir araba ve uşaklarla saraya gönderecek. Onlar da hiç zahmet çekmeden genç bir prensin gözünü kamaştırıp onunla evlenecek. Ömürlerinin sonuna değin mutlu bir yaşam sürecek.

Oranını bilemem; ama kız çocuklarımızda görülen süslenme, güzel görünme hatta narsisizm kaygısının temelinde bu masalın mutlaka önemli bir payı olmalı. Tabi ulaşılması gereken bir hedefe varma yolunda çaba harcamak yerine, hep başkalarının yardımını bekleme hastalığı da bence bu masalın başka bir olumsuz tarafı.

PAMUK PRENSES kötü kalpli kraliçeyle mücadele eder mi? Hayır! Hep pasif, hep edilgen durumdadır. Zaten sonunda kraliçe tarafından zehirlenir. Kristal bir tabuta konulup bekletilir. İyi ki BEYEZ ATLI PRENS gelir de onu kurtarıp hayata döndürür. Şimdi soruyorum size: Kızlarımızın yaşama dönmeleri ve mutlu olmaları için illaki beyaz atlı bir prensin gelmesi mi gerek? Bu onları tembelliğe, eylemsizliğe, başarma gücü eksikliğine sürüklemez mi?

UYUYAN GÜZEL’de bir başka tembellik, ya da BEYAZ ATLI PRENS öyküsü!


Bu tür sakıncalı masallar biter mi? Bitmez! Sırada SİHİRLİ BALE AYAKKABILARI var, ürkütücü mü

 

ürkütücü… FARELİ KÖYÜN KAVALCISI var çocukların uykularını kaçıran…

MESAJ : Çevreniz düşmanlarla dolu; tehlikedesiniz. Üstelik size kötülük etmek isteyen kişiler çok yakınınızdalar. Anneniz ölebilir. Babanızın evleneceği kadın potansiyel bir tehlikedir. Onun babanızı etkilemesi de olasıdır. Bu durumda, yandınız demektir. Ya kardeşleriniz… Onlara da sakın ola güvenmeyin, arkanızı dönmeyin. Her an arkanızdan kuyunuzu kazabilir, başınıza olmadık işler açabilirler (Hz. Yusuf ve kardeşleri). Bu tamamen dışarıdan biri de olabilir.

Altın Elma Ağacı, Oduncunun Çocukları, Kül Kedisi, Pamuk Prenses, Fareli Köyün Kavalcısı masalları bu grup içinde yer alır. Bu masallarda: öz kardeşleri, analıkları, analıklarının etkilediği babaları tarafından öldürülmek istenen masal kahramanları çıkar karşımıza.

MESAJ: Yaşadığınız sorunların üstesinden gelmek, karşılaştığınız sorunları aşmak istiyorsanız; kendinize ya beyaz atlı bir prens bulmalı, ya da peri – cin – dev gibi olağan üstü güçlerin yardımına sığınmalısınız. Çünkü siz kendi başınıza hiçbir şey başaramazsınız. (Güven yitimi telkini…)

Uyuyan Güzel, Kül Kedisi, Pamuk Prenses gibi masallarda özellikle kız çocukları, çaresizlik içinde pasif bir bekleyişin içine itilir. Tüm gelecekleri, hatta yaşamaları adeta bir başkasının çabasına ve becerisine terk edilmiştir. Bu masallarda kahramanlar, yaşamları ve gelecekleri için hiçbir şey yapmazlar. Tek silâhlar şansları, ya da varsa güzellikleridir.
Şimdi bir soru sormak istiyorum: Sihir nedir diye. Yanıt: Kolaya kaçmak, emeksiz, çabasız, zahmetsiz sonuç almak değil midir? Biz çocuklarımızı bunlara değil; emeğe, çabaya, gayrete, aklarını kullanmaya, sabırla, inatla çalışmaya, yetenek ve becerilerini artırmaya, tatlı dilli, anlayışlı, arkadaş canlısı, yardımsever olmaya yönlendirmeliyiz. Budur bizim beklentimiz.

MASALLAR, ROMANLAR; ÇOCUKLARI NEDEN BU KADAR DERİNDEN ETKİLER?

İnsan kişiliğin çatısı, yaşamının ilk beş - altı yılında çatılır. Çocuk bu dönemde öyle belirgin bir yapı kazanır ki, bu özellikler onu tüm yaşamı boyunca etkiler. Başarısının veya başarısızlığının, mutluluğunun ya da mutsuzluğunun, uyumunun ya da uyumsuzluğunun nedeni olur.

Yapılan tüm bilimsel araştırmalar; kalıtımsal kazanımlardan sonra çocukta kişiliği yapılandıran ve geliştiren en önemli etkenin, çocuğun bu ilk beş - altı yılı olduğunu ortaya koymuştur. Bu yıllar masal ve oyun çağıdır. Çocuk, içinde bulunduğu bu masal ve oyun çağı içinde, gerçeğe düşsel düzeyde kolayca egemen olur. Masal kahramanlarıyla özdeşleşerek gerçekte yapmasına olanak bulunmayan zorlu görevleri kolayca başarır. Bazen tarihin derinliklerinden gelen bir kahraman olur, ülkeler fetheder. Bazen bir uzay gemisi kaptanı olur yeni gezegenler keşfeder. Kimi zaman ünlü bir futbolcu olur goller sıralar. Kimi zaman bilim adamı olur, buluşlar yapar. Böylece gelecekteki gerçek yaşamına hayallerle, düşlerle hazırlanır.

Çocuklar, okudukları masalların kahramanlarıyla kendilerini bir tutarlar. Onunla özdeşleşir, okudukları masalı kendileri yaşıyormuş gibi düş kurarlar. Çocukların birer masal kahramanı olarak gerçekleştirdikleri düşsel yaşayışlar; bilinçaltılarında okuyup dinledikleri masalın içeriğiyle örtüşen birikimler oluşturur. Bu birikimler çocuğun benliğine yansıyarak yaşamı boyunca önemi hiç de azımsanmayacak etkiler yaratır. İşte bu yüzden masallar çocuk kişiliğinin gelişmesi açısından çok önemlidir. Bizler, ana baba ve eğiticiler olarak bu etkilerin olumlu yönde olduğundan emin olmalı, çocuklarımıza doğru masallar anlatmalı, doğru romanlar okutmalıyız.

 

Psk. Tuncel Altınköprü
(Psikoloji, eğitim ve çocuk edebiyatı alanlarındaki kitapları: Hayat, Genç Hayat ve Çilek Yayınevlerinde yayınlanmaktadır.)

Bir devre ışık tutan anlamlı oyununuzu takdirle izledim. Kutlar, en içten sevgilerimi sunarım.

Ülkü Adatepe

Ülkü Adatepe

Atatürk’ün manevi kızı

Dilruba SAATÇİ'nin hem oyuncu hem de yazar olarak, müthiş bir yeteneğe sahip olduğunu ve Türkiye'de çok daha iyi yerlere gelmesi gerektiğini düşünüyorum.

Haldun Dormen

Haldun Dormen

yönetmen, oyuncu, yazar, çevirmen

Genç bir oyuncudan, pek çok yönü ile, bana gerçek tiyatro tadı veren bir oyun izlemek, geleceğin tiyatrosu için umutlarımı artırıyor. Bana bu heyecanı yaşattığı için Dilruba'ya teşekkür ediyorum. Başarısının katlanarak sürmesini istiyorum.

Yıldız Kenter

Yıldız Kenter

Türk tiyatro ve sinema sanatçısı

… Teşekkürler Dilruba Saatçi ve değerini fark edip eserinin kitlelerle buluşmasına katkıda bulunanlar… Yolun ve yolunuz açık olsun!

M. Ali İrtemçelik

M. Ali İrtemçelik

T.C. Berlin Büyükelçisi

Evlat ana âşık karı koca asker devlet adamı arkadaş düşman ve hatta yağdanlıklar ile ego
kavramına bu şekilde yaklaşabilmek büyük sanat yeteneği ve teknik yeterlilik gerektiriyor.
Kaçırmayın derim!

Mehmet Sadık Öke

Mehmet Sadık Öke

Latife Uşakizade'nin Yeğeni

Oyunun ziyaretçi defterinden "Sayın Dilruba Hanımefendi; Oyununuz bir harikaydı.
Seyretmedim, Yaşadım ! "

İsmet Bozdağ

İsmet Bozdağ

Araştırmacı Tarihi Yazar

"TEK KİŞİLİK BAŞARILI BİR OYUN“
İlgi çekici bir konuyu genç bir sanatçıdan seyretmelisiniz.

Doğan Hızlan

Doğan Hızlan

Yazar

Önce, çok ilginç bir yaklaşım olduğunu söylemeliyim. Dilruba, sesi, beden dili, vurgularıyla tek perdelik oyunu bir solukta izletti.

Güneri Civaoğlu

Güneri Civaoğlu

Gazeteci

…Bu oyun izlenmeli ve konuşulmalı. Hem oyun hem oyuncu hem tiyatronun gizemi üzerine…

Nezihe Meriç

Nezihe Meriç

Yazar

Saygıdeğer Hanımefendi,
İlkelerin güzel olduğunu bir kez daha ispatlamak, koskoca sahne sanatınızla doldu. Tüm izleyenler adına önünüzde saygıyla eğiliyorum. Teşekkürler.

H.Şükrü Korlu

H.Şükrü Korlu

Tuğamiral

Yetenek ile eğitimin birlikte yarattıkları bir sanatsal güzellik Dilruba Saatçi. Aslında beylik sayılabilecek bir konu. Ancak Dilruba Saatçinin yeteneği de bu noktada ortaya çıkıyor. Dilerim, ülkemizde onu daha uzun süre izleme olanağı buluruz.

Turgay Fişekçi

Turgay Fişekçi

Yazar

İlk kez izleyeceğim Dilruba Saatçi’nin oyununa giderken bu kadar etkileneceğimi hiç ama hiç bilmiyordum. … Mutlaka izlemelisiniz.

Ruhat Mengi

Ruhat Mengi

Gazeteci

Umarım bu oyun uzun yıllar oynanır ve özellikle genç kuşaklar tarafından çokça izlenir.
… Kalıcı bir yapıt olacağına inanıyorum.

Prof. Dr. Semih Çelenk

Prof. Dr. Semih Çelenk

Yazar- Yönetmen

Dilruba Saatçi,’’ Mustafa Kemal’i Sevdim’’ oyunuyla izleyenlere ‘’tiyatroya yeni bir soluk geldi’’ dedirtmeyi başardı. Herkes ondan ve yazdığı oyundan bahsediyor. Oyunu kimilerine göre bir tabuyu daha devirdi, kimilerine göre çok beylik bir oyundu, ama herkes sevdi.

Zeynep Bakır

Zeynep Bakır

… Bir Bach kantat gibi: ekonomik, kısıtlı sayıda materyalin birbiriyle çok yönlü ilinti kurmasıyla meydana gelmiş, dolayısıyla çok boyutlu, derinliği olan, yani birkaç kez izlense, her seferinde yeni bir şeyler kapılabilecek bir eser. Tavsiye ederim, takip edin.

Hakan Ali Toker

Hakan Ali Toker

Müzisyen

Sanatın, yaratıcılığın içinde kaybolmayı seven felsefe ve psikoloji tutkunu insan kendini insanda tanır diyen sanatçı