1
GELECEĞE İŞARET
'RULE BREAKER' - 'KURAL YIKAN'
(Yazdığımın 1. bölümünü değil 2. bölümünü önemsemekteyim. Tabi ki 2. bölüm, 1. bölüm olmadan anlam kazanmamakta.)

 dusunce1

 

1.BÖLÜM
Yer Bursa. Bir Edebiyat Sempozyumuna davet edildim. Sahnede küçük bir konuşma yapacağım. İstanbul'dan Bursa'ya giden feribottayım. Kafamda bin bir soru var. Özünde, 3 dakikada ne anlatabilirim diye sıkıntılıyım. Feribottan inerken yanımdan önüme geçen 5 kadın. Bir tanesi sımsıkı, bir erkek çocuğun elinden tutuyor. Birden irkildim. Alışmakta zorlandığım bir görüntü. Neden? İlk başta, çok sıradan ve basit bir sebepten dolayı: Yüzlerini göremediğim için. Grup halinde oldukları için. Kadın oldukları için. En korktuğun 'şey' in üzerine git ve duygu merkezini kapat diyen yapım, arkalarından sakince yürümemi sağladı. Erkek çocuğun montunun arkasında yazan yazı; "Rule Breaker" (Kural Yıkan) Bu bir işaret miydi? Yeni bir nesil doğmuş ve bazı kuralları yıkmaya mı gelmişlerdi? O an kafamda dönen konu din üzerinden olmadı. Evrensel boyutta, dünyaya dair bir yığın görüntü geldi gözüme. Bu resmi görüntüleyip , sempozyumda sunmalıydım. ( Haberleri olmadan çekilen ve yayınlanan fotoğraf için özür diliyorum, fakat yapmak zorundaydım ) Tam da yaptığım çalışma ile bağlantılı bir konuydu ve olağanüstü netlikte anlatıyordu bu görüntü. O an tahmin edemeyeceğiniz bir heyecan ve mutluluk doğdu içime.

2.BÖLÜM
Heyecanla sempozyum öncesi yetkili kadına barkovizyonda bu resmi de göstermelerini rica ettim. Çekingen ve dakikalarca sorgulayan bir tavırla eklemek istemediğini ima etti. Ardından iki kadın daha geldi. Yine endişeli ifadeler, yine ve yine neden soruları. Sinirlenmeye başladım. Karşı tarafın sıkıntılı olumsuz heyecanına anlam veremiyordum. Davet edilmiştim. Bana ayrılmış dakikaları kendim değerlendirmeli ve şekillendirmeliydim. Burası sanat, edebiyat alanıydı. Bu sefer neden sorusunu ben sordum. Cevapları ise... Bir saniye donup kalmama ardından da kahkaha atmama sebep oldu. Hazırladıkları barkovizyon görselinin akış estetiğini bozuyormuş. Birden, kendimi RULE BREAKER montunu giyen çocuk gibi hissettim. Karşımda ise 'Sisteme' karşı geldiğim için, tutucu kadınlar birlikteliği.

Hayat bize oku diyor ve bunun sadece kitaplardan ibaret olmadığını artık hepimiz biliyoruz. Aynı gemide olduğumuzu ve olağanüstü benzer hareket ettiğimizi kabul etmediğimiz sürece, batmaya devam edeceğiz. Kim bilir? Belki de o çocuk bir gün sorumluluğunu ele alacak ve...

( Resmin eklenmemesine tamam dedim. Rahatladılar, fakat kürsüde fotoğrafın konulmadığından ve sebebinden bahsettim. İnsanın sesini duyurmasının bir çok şekli var. Cesaretiniz her daim sizinle olsun.)

 

2
DON - ATLET, ÇİÇEK - BİTKİYİ YENDİ.
Evinde, balkonun da bitki yetiştirmeyen insandan çok şey beklenmekte. Çamaşırı değil, kendimizi silkeleme zamanı.

donatlet

(İnsan mahremiyet parçasını komşularına neden sunar, diğer saygı duyulacak bir konu )

 

3
PROTOKOL MASASININ TİYATRODA NE İŞİ VAR?
Köye yeni adet? Evet.

 protokol

 
Bir hayalim var:
Siyasetçilerin tiyatroda protokol masasından vazgeçmesi.
Oyuna zamanında gelmesi.
Sahneye çıkıp konuşma yapmaması.
...Ve bilet satın alması.
Türkiye’de yüzlerce oyun oynadım. Çoğunluğuna politikacılar da gelir. Şahsen hiç bir zaman çağırmadım. Organizatörlerin ihtiyacıdır. Nedenini de anlıyorum. Yıllardır oyunlarımın, bilhassa ''Fikriye ve Latife'' propaganda aracı olarak kullanılmaması için büyük gayret göstermekteyim. Bu yüzden de az oynuyorum. Nadiren ''Protokol'' ile tanıştıktan sonra sempatik bulduklarım vardır. Siyasetçilerin ve politikacıların da beni pek sempatik buldukları söylenemez. Kendileri oyunlarımı davet ettiklerinde, tartar, biçer, evirir çevirir, bazen ekibimin de onayı varsa, kabul ederim.

Size, yazdıklarım belki saygısızca gelebilir, fakat saygı karşılıklı olmalıdır. İlk başta izleyiciye.

İstisnasız geç gelirler. Neden?
Hemen yerlerini almazlar, el sıkışmalar, minik selamlaşmalar başlar. Zamanında gelmiş izleyiciler beklemek zorunda bırakılır. Çoğunluğu yorgunluktan, ışıklar sönünce uykuya dalar. ( Bir kez horlama sesine karşı oynadım.)
Oyun sonrası sahneye gelir konuşma yapar. Neden? Oyunun büyüsü, oyuncu izleyici ilişkisi mükemmel bir şekilde bozulur. Ardından jet hızıyla giderler. Giden sadece bir iki kişi değildir. Bazen 10, bazen 20 kişi. Oyun için 20-25 koltuk ayırtan politikacılar olmuştur. Emrivaki.
Asla bilet parası ödemezler. Neden?!

Nedenlerin cevapları aklıma yatmadığı için, tarafımızdan hazırlanmış uzun bir sözleşme imzalanıyor. Ola ki, organizatör son dakika oyun bozanlık yapıyor, eh o zaman protokol masası ve bana ölümü hatırlatan çelenkleri kendi elimle dışarı çıkarmak boynumun borcu.
Sanat alanının politik bir tören, konferans, kongre, toplantı mekanı olmadığını hatırlamakta her açıdan fayda var.
Meclis kürsüsünün de sanat kürsüsü olmadığı gibi.

  

4
BANA NE İSTEDİĞİMİ SORUP, ARDINDAN YOK SAYAMAZSIN!

 banane

 

5
EKREM İMAMOĞLU KAZANSA DA, KAZANMASA DA...
HAYATINA SAHİP ÇIK TÜRKİYE

 beyazmask

 


Beyaz mask takmış & KOYUN diye adlandırılan topluluk

Yurt dışında yaklaşık 6, yurt içinde 5 senedir aralıklı tiyatro öğrencileriyle Beyaz Mask çalışması yapmaktayım. Son derece dikkat ve sorumluluk isteyen bir çalışmadır. Bu 30 dakikalık çalışmanın asıl amacı, katılımcıların sahte kişiliklilerinden arınmaları dır. Maskeler beyaz, ifadesizdir. Nötrdür.
Eğitmen katılımcıların GÜVENİNİ kazandıktan sonra yat, kalk, otur, yürü gibi basit temel komutlar verir. Sadece verilen komuta odaklanmaları ve uygulamaları sayesinde zihinleri boşaltılır.
Maskeler çıkarıldıktan sonra, istisnasız tüm katılımcıların yüzleri huzurlu görünmektedir. Kendilerini çok iyi hissettiklerinden, hatta Spa merkezinden çıkmış gibi hissettiklerinden bahsedenler olmuştur. Yerlerinden dakikalarca kımıldamazlar.
30 dakikalık çalışmanın bunca huzurlu, mutlu hissettirmesinin sebebi, bir yandan nötr maske sayesinde, hayatta oynadıkları rollerden arınmış olmaları ve yaptıkları tüm hareketlerin sorumluluğunu eğitmene ( Bir Başkasına ) vermiş olmalarıdır.
İşte burada da tehlike başlar.
Bir öğrencim :''Hocam, ben de anlamadım. Pencereden atlayın deseydiniz, atlardım.'' demiştir.

Şimdi bu çalışmayı, zihnine yatırım yapmamış bir topluluğa farklı manipülasyonlarla uygulandığını düşünün. 'Koyun' gibi denilen topluluk tehlikeli ve aynı zamanda da düşünce merkezini kapattığı için sorumluluk almayarak, vicdan hissetmeyerek kendilerini 'huzurlu' hissetmektedirler. Sistemin kölesi olduklarını bilseler bile.
Şunu kesinlikle bilmenizi isterim: Çalışmaların yöneticisi olarak o an katılımcıların üzerinde kurduğum GÜÇ hissi muazzam. Kendi iç dünyamda merkezimi kaybetmiş olsaydım, inanın çok kötü neticeler verirdi.
Bir çok eğitimli insanların bile hala 'Allah belasını' versin diyerek kendilerini savunmadıklarını ve olayların neden 10 'a katlanıp tekrar kendilerine döndüklerinin farkına varmadıklarının farkında olan yöneticilerin vicdanlı olmaları dileğimle...

 

6
HIRSIZ BİZİM HIRSIZIMIZ! TAKİBİ. TIPKI ALİ BABA BİZİM ALİ BABAMIZ OLDUĞU GİBİ.
Açıl susam açıl derken, bir milletin açlığının hangi boyutta olduğunu bizlere bu kadar acımasızca göstereceğini çocukken ben de tahmin edemezdim.

İyi Hırsız – Kötü Hırsız
Ne kadar sempatiktir Ali baba. Hırsızlık yapar, yalan söyler, cinayeti ödüllendirir, âmâ bizim Ali babamızdır. Kötü hırsız Kırk haramilerden her gün çaldığı altınları, iyi hırsız olarak eve götürür. Bazı versiyonda evde karısı, bazı versiyonda sevimli annesi göbek atarak bekler iyi hırsız Ali babayı. Hatun da demez ki, bu altınlar haksız elde edilmiştir, çabuk polise ( veya o zamanlar kim vardıysa ) bildirelim. Ev halkı hemfikirdir, hırsız bizim iyi hırsızımızdır.
Aaaa bir de kötü hırsızlar, iyi hırsız Ali babanın peşine düşer. Vay kötü hırsızlar. Tabi gereği görülür. Yooo, yine adalete teslim edilmez. Cinayet planlanır. Evlatlık Meryem hatun üzerlerine kızgın yağ dökerek haramileri öldürür. Vay, cesaretli hatun. Cinayet ödüllendirilir ve Ali Baba’nın oğlu ile iyi katil Meryem ile evlendirilir.

Üç gün önce çok eğitimli, çok bilgili, çok mevkili bir ‘Her Şeyin Çokuyla’ , masalların zihnimizde ki kodlamaların tehlikesini anlatmaya çalışırken, konunun küçümsenmesi karşısında, Her Şeyin Çok’un kolunu tutup, sallayıp, neden görmek istemiyorsunuz diye sesim epey epey yükseldi. Neyse, bugün sakinim. Neticede Türkiye’de tam iş anlaşması yapılacakken bana : ‘’Bu kadın deli!’’ denilip, kendi yoluma bakmamış değilim.

 

7
NESNEL SEKSÜEL rahatsızlığını hiç duymuş muydunuz?

TÜRKİYE'NİN SORUNU POLİTİKA DEĞİL,

Sevemediğimizi itiraf edememek!
Objektofi̇li (Objectophilia), diğer adıyla nesnel seksüel rahatsızlığını hiç duymuş muydunuz?
Çocukluğunda şahsiyetinin önemsenmediği, sevilmediği hissi yaşatılan bireylerde, ruhlarını etkileyen şeylere karşı oluşan aşırı bir aşk hali. Aşağıda açılımı biraz daha netleştireceğim.

Berlin Psikoloji Akademisinde aldığım eğitim ve Türkiye de yaptığım araştırma ve gözlemlere dayanarak bir sanatçı kimliğimle ve duyarlılığıyla senelerdir, çocuklukta yaşanan sevgi eksikliğinin öldürücü boyutunu yumuşak bir dille anlatmaya çalıştım. Maalesef başaramadım. Sevgisiz yetiştirilen toplumun şiddetti içselleştirmiş olması ve yaşadığı sıkıntıların kaynağına değinememesi bana konfor alanında olduğunu gösteriyor. Maneviyattan ziyade maddiyata değer veren insanların sayısının artmış olması bir sır değil. Son yıllarda şaşkınlıkla çocuklara ve hayvanlara yapılan cinsel cinayetler ve çoğunluğun paraya olan doyumsuzluğu nihayet :''Nasıl olur bu kadar? ‘sorulması bana hele şükür dedirtti. Ebeveynlerin çocuklarını bir nesne, eşya gibi algılaması, kız çocuklarının zengin bir adama satma arzusu ve 'Paşa' erkek çocukların para makinası olarak algılamaları, konuştuğum insanların çok azının itiraf etmesi tabi ki şaşırtmıyor. Daha da vahimi, kocası ile mutsuz olan 'Kutsal' annelerin erkek çocukları ile zihinsel sevişmeleri bir tabu olmaktan muhtemelen 100 sene daha çıkmayacak.

Objektofi̇li̇ ,kişinin eşyaya karşı ilgi duyması, aşık olması durumuyla ortaya çıkan psikolojik rahatsızlık. (Örneğin; Paris’te Eiffel kulesiyle evlenen kadın, arabasını öpen, okşayan, garajda sık sık onunla yatan adam. Berlin duvarını herkesin içinde öpüp okşayamadığından, duvarın bir minyatürünü yaptırıp, geceleri ona sarılıp uyuyan ve sık sık duvarla cinsellik yaşayan kadın. Müzede trene aşık olduğu ve ona dokunamadığı için oyuncağı ile evde öpüp okşamaya razı olan adam.) ilişkide sıfır risk. Sıkıldıktan sonra atarsın, kırarsın. Reaksiyon gelmez. Bu tip rahatsızlık gülümsetebiliyor ilk bakışta empati kurabiliyor ve hatta sempatik bile gelebiliyor. i̇şte tehlike de burada gizli!

Farklı kademelerde bu rahatsızlığı yaşayan insanların insan ile sağlıklı bir ilişki ( sevgi ) yaşayamaması kendilerinin bir insanı, durumu kendi kafasında nesneleştirmesi tüm canlılarla eziyet yaşatabilmekte. Neticede nesne duygusuz bir obje ve bundan dolayı da vicdanı uyandırmamakta.

Kendimize acil dönüp bakma zamanı ve sormalı :'' birileri için obje miyim? insanlar benim için bir obje mi?

POLİTİKACILAR?
Politika insan zihninin kurduğu bir sistem. kurduğun gibi de çökertebilirsin. problemimiz başka yerde , derinlerde.

Bizi yöneten veya yönetmeye çalışan insanların içimizden geldiğini hala görememek, sanki Mars’tan dün gelmişler gibi, hoşumuza gitmeyen davranışlarının kaynağını öğrenmek istiyormuş gibi yapıp kendimizden uzaklaştırmak, parmakla gösterdiğimiz tüm tavırlarının küçük versiyonlarını kendimize ve en yakınlarımıza yaşattığımızı ret etmek senelerdir yaşanan büyük dramdır. Evet, inkâr psikolojisini elimizden birileri alırsa, nasıl hayatta kalacağız? Ya uzun senelerce pisliği halı altına süpüreceğiz, ya da küllerimizden yeniden doğacağız. Tercih meselesi.

Tüm oyunlarımda farklı şekillerde, nazikçe anlatma çabasına girdiğim bu konuyu bu sefer en sert haliyle 2019 a hedeflediğim oyunumda sergilenmesi için elimden gelen her şeyi yapıyorum ve yapacağım. Büyük özenle kurduğum ekipte konu itibari fırtınalar kopuyorsa, acaba sizde nasıl bir yansıması olacak? Konu: Kocasına eziyet çektirmek için, çocuklarını nesneleştirip, sevgi adı altında, gözlerinin yaşına bakmadan öldüren bir annenin hikâyesi. Hepimize kolay gelsin.
( Bu yazıyı okuyan psikologlar: Yanlış veya eklemeler yapılmalı dese de, tartışma alanı açılsa. Türkiye için başka ne ister insan?)

 

8
Türkiye'nin KUTSAL ANNELERİ neredesiniz?

' Medea'lar hepinizi ezip geçmek üzere!
Beklemesin hiç bir can, yumuşak ifadeler, zarif kelimeler bu saatten sonra.
'' Bu canı ben verdim, ben alırım'' diyen, çocuğuna, sözlü sözsüz şiddet uygulayan erkekleri koruyan kadınlara sözüm. Kendi menfaatlerini korumak adına çocuğunu ateşe atan Medea Annelerine sözüm. Sizi anlamak insanlık görevim, sizi yargılamak yasaların, affetmek ise acı çeken, ölen çocuğunuzun.

Güçlü tarafını açıya çıkarmaktansa, güçsüz tarafını açıya çıkarmaya meyilli insan evladını kullanan politikaya yenik düşen toplumun içinde var olma zorunluluğunu kabul ediyorum.
Güçsüzlüğünü marifet miş gibi sergileme ihtiyacını kabul ediyorum.
Manevi cehaletin, ,içinde huzur varmışçasına sunulan hediye paketini kabul ediyorum.
... Ve yenik düştüğüm öfkemi kabul ediyorum. Siz canavarlaşmış erkeklerle savaşınızı verin. Ben ise Medea annesi olmaya hazırlanan, kadınlarla.

''Sen de kimsin!?'' diye soranlara: Bir insan, bir kadın. Çocuk doğurmayı ret etmiş , bedel ödemiş ve hala ödemeye hazır olan bir kadın. ' Anne' sıfatını hak edilmesine inanan bir kadın.

 

9
SANAT VE VİCDAN İLİŞKİSİ - Türkiye 2020

Empatinin olmadığı yerde, vicdan olur mu?
Empatiyi eğer evde öğrenemediysek, Empatinin öğrenildiği, devreye girdiği en güçlü alanlardan bir tanesi de tiyatrodur. ''Empati tiyatro kültürünün tapınağıdır...'' der usta Metin Akpınar. Kendinizi sorguladığınız alandır. Kendini sorgulayan insan ise vicdanlıdır.
''Ben olsaydım böyle yapmazdım,..'' düşüncesinin kişisel olduğunu, her iki tarafa da çaresizlik ve öfke duygusundan öteye gitmediğini , kimsenin ben olmadığını kabul etmediğimiz sürece ne bireysel açıdan vicdanımızı geliştirebileceğiz, ne de toplumsal.
Bizlere atfedilen, garip, değişik ve hatta deli izlemi, bazen dengeyi kaybedip, sokaktaki taşa empati duymaya başladığımız an olabilir. Fakat kime zararı vardır ki? Vicdan ve merhameti öldüren, 'Ben merkezcilik' daha mı akıllılık ?
ÖZ ELEŞTİRİ:
Büyük bir marifet miş gibi gülerek, en son ilk okulda tiyatroya gittiğini ve okumaktan sıkıldığını yüzüme söyleme rahatlığını yaşayan, 40 yaş üstü insanlara hala empati kurmak istemiyor olmam.

Sanatın, yaratıcılığın içinde kaybolmayı seven felsefe ve psikoloji tutkunu insan kendini insanda tanır diyen sanatçı